Sinema tarihi için oldukça değerli Black Swan isimli kült filmi Geştalt yaklaşımında öğrendiğim bazı temel noktalardan hareketle değerlendirmeye çalışacağım. Filmin işlenişi ve sanat değeri dışında çarpıcı olma nedenlerinden biride gerçek bir yaşam öyküsünden alınmış olmasıdır. Filmin başlangıç noktası bir bale gösterisi için yapılan seçmelerdir. Dansçı olan Nina beyaz kuğu için uygun seçimdir, siyah kuğu ise filme sonradan giren Lily’in karakteri ile örtüşmektedir. Ancak ikisi arasında yaşanan gerilim ve rekabet Nina için dönüştürücü olacaktır.
Nina, annesi Erica ile birlikte yaşıyor ve film boyunca annesi dışında kimseyle tam anlamı ile yakın ilişki kuramıyor. Erica ise kızıyla arasında sınır çizemiyor ve kızının kendisine bağlı kalmasını istiyor. Artık yetişkin olan kızıyla hala küçük bir çocukmuş gibi ilgileniyor, çevresindeki insanlarla kurduğu ilişkilere ve aslında tüm yapıp etmelerine karışıyor. Anne o denli hayatının içindeki Nina büyüyüp gelişmesinde etkili olabilecek romantik bir ilişki dahi yaşayamıyor. Nina ile annesinin kurduğu bağlanma biçiminin ne kadar problemli olduğunu hem annesini kırmaktan kaçınıp hem de ona fiziksel zarar verebilecek kadar kızgın oluşundan anlayabiliriz. Erica, Nina’nın büyüdüğünü, isteklerini, varoluşunu görmezden geliyor. Kızının hata yapmasına asla izin vermiyor. Çünkü aslında Nina’nın doğumunu bir hata olarak görüyor. Hatta Nina nedeniyle kaybettiğini düşündüğü kariyerini pervasızca öne sürüyor. “ Senin için…” yükünü Nina’nın omuzlarına yüklüyor. Nina’nın kendini var etmesini değil, onda kendini var etmeyi istiyor. Nina belki de bu yüzden kendini bırakamıyor, kaskatı bir biçimde kusursuz olmaya çalışıyor. Ancak öyle bir çıkmaza giriyor ki gölgede kalmış ve belki bilinçaltında idealize ettiği tarafı nedeniyle sürekli bir çatışma haline giriyor. Aslında siyah kuğunun gelişi ile kusursuzluğun başka bir boyutu ile tanışıyor. Filmin son sahnesi böyle bir noktadan çok etkileyici, ölümün kollarındaki Nina kusursuzluğu hissettiğini söylüyor. Bunu da her zamanki gibi beyaz tarafta olduğunda değil, diğer tarafta kalan kutbunu yaşarken hissediyor.
Geştalt’ta kendilik gelişimi bakım verenle bebek arasında başlayan bir ilişkisellik sürecidir. Kendimizi önce ebeveynlerimizin aynasından görmeye başlıyoruz. Burada anne, Nina’nın pek çok duygu ve düşüncesini görmezden gelmiş ve onu tümüyle kendi varlığı için onaylamamış aksine Nina ne kadar kusursuz ve başarılı olursa sevilebileceğine inanmış durumdadır. Bu örüntü Nina’nın kendi kendisiyle ilişkisinde de belirleyici halde. Başarı ile göz önünde olmak onun için çok önemli. Başarısızlık durumunda vücudu mide rahatsızlıkları gibi tepkiler vermekte. Nina’da Erica’nın ona yaptığı gibi kendi ihtiyaçlarını, isteklerini önemsemeyen ve aslında fark edemeyen biri. Bir kişinin çevresiyle iletişim kurması için öncelikle gelişmiş olması gereken kendiliği, Nina’da olması gerekenden çok başka şekilde gelişiyor. Yüksek ihtimalle büyürken işlevsel olarak kullandığı örüntüler artık ona zarar verir hale geliyor. Bu durum öylesine dengesini bozuyor onu öyle zorluyor ki ihtiyaçlarını onun yerine dile getirebilecek bir gölgesi oluşuyor. Siyah kuğunun Nina’nın hayatında ortaya çıkışı gerçeklikten kopmuş bir biçimdedir. Nina gölgede kalmış tarafı Lily ile isteklerini yapabiliyor hatta onu hep koruyan annesinin tersine kendi canını yakıyor. Filmin devamında siyah kuğuyu annesi ile iletişimine sınır koyduğu ya da başkaldırdığı sahnelerde Nina’nın yanında görüyoruz.
Geştalt yaklaşımında kutuplar kavramının çarpıcılığını tüm filme yayılmış biçimdedir. Nina için iyi kutuplar mükemmel olmak, hata yapmamak, gözde olmak gibi sayılabilir. Kötü kutupları ise gelişi güzel olmak, sıradanlık, tutkulu ve hazza açıklık şekilde karşıt özelliklerdir. Nina büyüme şeklinin de etkisi ile iyi olan tarafa tamamen bağlı kalmaya çalışıyor ancak pusuda bekleyen diğer özellikler zamanla kendini gösteriyor. İnsan olmanın doğası gereği karşıt kutuplarını da görebilip kabullenmekten uzak şekilde yaşıyor. Çatışmada buradan doğuyor ve dayanamayan benliği geçekle düş arasında sıkışıp kalıyor. En vurucu kısım ise; gösteri gecesidir. Gösterinin olacağı günden önce gölgesi ile kendini var eden Nina, gösteri esnasında artık rolü almasına sebep ve iyi kutbu olan beyaz kuğu rolünü oynayamayacak hale geliyor. Seyircinin beğenisini kazanamıyor. Sahne arasında siyah kuğu ile girdiği savaştan kendi benliğini tamamen siyah kuğuya dönüştürerek kurtarıyor. Ardından siyah kuğu olarak çıktığı sahnede tüm beğeniyi kazanıyor. Filmde kullanılan sembollerden biri de buradaydı, siyah kuğu olarak dans ettiği sahnede tam anlamıyla dönüşüşünü vücudunda oluşan kanatlarla görüyoruz. İzlediklerimin sonucunda Aristoteles’in orta olma dediği kavramı kendi kutuplarımız arasında da işlevsel olarak kullanabileceğimizi düşünüyorum. Kişi uçlarda sıkışıp kalmak yerine kendi değerini harcamadan, kendini tanıyarak ve kutuplarını kabul edip, orta yolu bularak yaşayabilir. Gerçekten varoluşumuzu ne kadar kabul ediyoruz ve olumsuz olduğuna inandığımız kutuplarımızla ilgili düşünmeye ne kadar cesaret edebiliyoruz?
Comments