ÖĞRENMENİN ADAPTİFLİĞİ ÜZERİNE
- Beyzanur Odacı Cantürk
- 10 Ağu 2021
- 1 dakikada okunur
Psikoloji lisans eğitimim boyunca en keyif aldığım derslerden biriydi Öğrenme Psikolojisi. Hocamız psikoloji bilimi ve felsefeyi harmanlayıp bizlere yoğun bir deneyim yaşatmıştı. Öğrenmenin konusu bilginin edinilmesidir. Bilgi felsefesinde bilginin doğası, kökeni ve doğruluğu gibi konular çalışılırken psikologlar ise konuyu bilimsel yaklaşımla ele alırlar. Pek çok noktada iki alanda kesişmeler yaşanabilir.
Şimdi davranışlarımızın en temel ayaklarından biri olan öğrenmenin adaptifliğinden bahsedeceğim. Öncelikle adaptasyon kavramını netleştirmek istiyorum. Evrimsel sürecin insandaki yansımasıdır adaptiflik. Bizler sürekli değişen şartlara bir biçimde uyum gösterebiliyoruz. Çünkü yaşamaya eğilimli sistemler olarak dünyaya gelmiş canlılarız. İnsan dışındaki hayvanlarda limbik sistemin uyarısı ile içgüdü öğrenilmemiş biçimde de olsa hayatta kalmayı sağlıyor. İnsan, kontrolü sağlayan korteks nedeniyle daha üst noktadadır. Nöronal yapımızla esnekleşen beynimiz, değişime ve öğrenmeye olanak sağlayabiliyor. Örneğin bir his olarak gelen “Açsın!” bildirimi prefrontal kortekse yani bilinçli kısma ulaşıyor ve gereken işleri başlatıyor. İnsan eğer yemek yemezse belli bir süre hayatta kalabilir. Sistem hayatta kalmak için çalışıyor ve insan acıkınca bu hissi nasıl geçireceğini öğreniyor.
Öğrenme şekillerinden klasik koşullanmanın adaptif temelleri ise ödül ve cezaya dayanır. İtilmek ya da çekilmek üzerine kurulu iyi his ve kötü his merkezleri vardır. Yine operant koşullanma da benzeri temellere dayalıdır. Kötü olarak düşündüğümüz bir uyarana karşı tepki verdiğimizde sempatik sistem sayesinde hayatta kalıyoruz. Sonrasında gelen pozitif rahatlama ise öğrenmeyi sağlayan pekiştirmedir. Ödül iyi hissetme olarak düşünülebilir.
En temelde öğrenmenin adaptif bir unsur oluşu bu şekilde anlaşılabilir. Ancak gelişme sınırlarını çizemediğimiz insanda pek çok karmaşık süreçlerde devrededir!
Comments